Yazı
Yazar : Önder UÇAK/Şube Başkanı
2026-11-02 13:56:16
Görüntülenme
EĞİTİME DAİR (OYSS) Ortak Yazılı Sınav Sistemi’miz Hayırlı Olsun!
Önder UÇAK/Şube Başkanı
EĞİTİME DAİR (OYSS) Ortak Yazılı Sınav Sistemi’miz Hayırlı Olsun!
Önder UÇAK/Şube Başkanı

Eğitimde yıllardır değişmeyen bir gerçeğimiz var: Sınavlar değişiyor, sistemler yenileniyor, yöntemler farklılaşıyor; ancak çocuklarımızın sınavlar etrafında yaşadığı heyecan, kaygı ve rekabet aynı kalıyor.

Her yeni sınav sistemiyle birlikte yeni umutlar, yeni beklentiler ve yeni tartışmalar başlıyor. Sınavların zorluğu, kolaylığı, soru biçimleri ve sonuçları gündemimizi meşgul ediyor. Öğrenciler sınavlara hazırlanıyor, veliler çocuklarının geleceği için endişeleniyor, öğretmenler ise bütün bu sürecin içinde hem öğretmeye hem de ölçmeye çalışıyor.

Daha önceki yazılarımızda liselere giriş ve üniversite sınavlarını, sınavların çocuklarımız üzerindeki etkilerini ve oluşturduğu stresi konuşmuştuk. Şimdi ise eğitim gündemimizin yeni başlıklarından biri olan Ortak Yazılı Sınav Sistemi’ni (OYSS) değerlendirelim istedim.

Millî Eğitim Bakanlığımız tarafından hazırlanan sistem, 2025-2026 eğitim öğretim yılının ikinci döneminde 11 ilde pilot olarak uygulanmış. 9. sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, 10. sınıf Felsefe derslerinde gerçekleştirilen pilot uygulamanın ardından gerekli düzenlemeler yapılarak sistem ülke genelinde uygulamaya hazır hâle getirilmiş.

2026-2027 eğitim öğretim yılının birinci dönem birinci yazılılarından itibaren ortaokulların 5, 6 ve 7. sınıfları ile liselerin 9, 10 ve 11. sınıflarında belirlenen derslerde uygulanacak sistemle sınav planlamasından soru hazırlamaya, değerlendirmeden öğrenci ve sınıf analizlerine kadar bütüncül bir süreç hedefleniyor.

Soru havuzunun oluşturulması, beceri temelli açık uçlu soruların kullanılması, öğrenme çıktılarının esas alınması ve öğrencilerin akademik gelişimlerinin takip edilmesi elbette önemli hedefler. Öğretmenlerin öğrencilerin hangi konularda başarılı olduğunu, hangi alanlarda desteğe ihtiyaç duyduğunu görebilmesi de ölçme ve değerlendirmenin eğitim sürecine katkısı bakımından kıymetli.

Ancak burada sormamız gereken bazı sorular var.

Sistemin kullanımına ilişkin bilgilendirme ve eğitimlerin 19-23 Ekim tarihlerinde tamamlanması, öğretmenlerin 26 Ekim’den itibaren deneme uygulamaları yapabilmesi ve 3 Kasım’dan itibaren de ülke genelinde uygulamaya geçilmesi öngörülmüş. Peki bu kadar önemli bir uygulamanın asıl yürütücüsü olan öğretmenlerimiz sürece neden bu kadar geç dâhil edildi? Sistemin pedagojik boyutu, sınıf gerçekleri ve öğretmenlerin uygulama tecrübeleri yeterince değerlendirildi mi?

Çünkü eğitimde bir sistemin başarısı yalnızca iyi hazırlanmış bir kılavuza, güçlü bir yazılıma veya geniş bir soru havuzuna bağlı değildir. Sistemin sınıftaki karşılığını öğretmen belirler. Öğretmenin benimsemediği, yeterince tanımadığı veya uygulamada güçlük yaşadığı bir modelin beklenen sonucu vermesi kolay değildir.

Bir de sınav güvenliği meselesi var. "Sorular dışarı çıkarılmasın, kopyalanmasın" diyerek işi şekilci tedbirlere indirgemek meselenin özünü ıskalamaktır. Nitekim dijital çağda soruların bir şekilde yayılmasının önüne geçilemediğini geçmiş tecrübelerimiz de gösteriyor.

Asıl önemli olan, kâğıt parçasının dışarı sızması değil; sınavı sınıfta doğru düzgün, pedagojik bir hassasiyetle uygulamak ve öğrencilerin üzerindeki etkisini gözlemlemektir.

Burada geçmişten bir örnek vermek istiyorum.

2013-2014 eğitim öğretim yılında Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş Sistemi, yani TEOG uygulanmaya başlamıştı. Bu sistemle merkezi sınavların öğrenciler üzerindeki baskısının azaltılması, dershane ihtiyacının ortadan kaldırılması ve öğrencilerin okulda gördükleri eğitim üzerinden değerlendirilmesi hedefleniyordu.

O dönem Millî Eğitim bünyesinde yönetici olarak görev yapıyordum. Sınavın yapıldığı günlerde okulları ziyaret ediyor, uygulamayı yerinde gözlemliyor; öğrencilerin, velilerin ve öğretmenlerin yaşadığı heyecanı ve kaygıyı yakından takip ediyorduk.

Bir okul ziyaretinde sınıflardan birine girdiğimde, yalnız başına sınava giren özel eğitim ihtiyacı olan bir öğrencimizi fark ettim. Arkadaşlara kapıyı kapatmalarını işaret ederek yanına yaklaştım; samimi bir şekilde "Nasılsın, soruları yapabiliyor musun?" diye sordum.

Beni kendisine yakın bulmuş olacak ki içtenlikle şu cevabı verdi:

“Söyledim bunlara, anlamıyorlar. Nasıl yapayım ben bu soruları?”

O an, kurduğu bu iki cümleyle müthiş bir analiz yapmıştı.

Çünkü bir tarafta öğrencilerin sınav kaygısını azaltmayı ve eğitimde fırsat eşitliğini sağlamayı hedefleyen iddialı bir sistem vardı; diğer tarafta ise her öğrencinin aynı koşullarda ve aynı şekilde sınava hazırlanamayacağını yüzümüze çarpan somut bir gerçeklik...

Tabi ki OYSS sisteminde özel öğrencilerin durumunun dikkate alındığını ifade etmeden geçmeyelim. Ancak bu olay bana bir kez daha şunu düşündürmüştü: Eğitimde her öğrenciyi tanımadan, bireysel farklılıklarını dikkate almadan hazırlanan hiçbir ölçme ve değerlendirme yaklaşımı, sistemin genel kuralları ne kadar iyi düşünülmüş olursa olsun sahadaki gerçeklikle yüzleştiğinde tek başına yeterli olamaz.

TEOG; dershane ihtiyacını azaltma ve sınav stresini düşürme iddialarıyla hayata geçirilmişti. Fakat zaman içerisinde dershane ihtiyacı ortadan kalkmadığı gibi, hazırlık süreçleri ne yazık ki daha alt sınıflara kadar indi. Öyle ki, ilkokul üçüncü sınıflardan itibaren sınav hazırlıklarının konuşulduğu bir eğitim iklimiyle karşı karşıya kaldık.

Yani iyi niyetlerle başlayan bir uygulamanın sahadaki sonuçları, başlangıçtaki hedefin tam tersiydi.

Bugün de Ortak Yazılı Sınav Sistemi’ni değerlendirirken geçmişten ders çıkarmamız gerekiyor. Elbette yeni uygulamalara kapımızı kapatamayız. Eğitim gelişen, değişen ve sürekli kendini yenilemesi gereken bir alan. Ölçme ve değerlendirme araçlarının geliştirilmesi, öğretmenlerimizin işini kolaylaştıracak teknolojik imkânların sunulması ve öğrencilerimizin akademik gelişimlerinin daha sağlıklı takip edilmesi önemlidir.

Ancak her yeni uygulamayı yeni bir başlangıç, her yeni sistemi de bütün sorunları çözecek bir model olarak görmemeliyiz.

Asıl mesele, sürekli yeni sınav sistemleri aramak mı, yoksa 21. yüzyılın sorunlarına çözüm üretebilen; bilgili, birikimli, becerikli ve nitelikli nesiller yetiştirerek insan kalitemizi yükseltmek mi?

Biz öğrettiklerimizi mi geliştirmeye çalışıyoruz, yoksa daha çok ölçmeye mi odaklanıyoruz?

Ölçme ve değerlendirme elbette eğitimin vazgeçilmez bir parçasıdır. Fakat sınav, eğitimin amacı değil; öğrenmeyi anlamanın ve geliştirmeye yönelik adımlar atmanın bir aracıdır. Çocuklarımızı yalnızca sınav sonuçlarıyla değerlendirdiğimizde eğitimin asıl gayesini gözden kaçırma tehlikesiyle karşı karşıya kalırız.

Dileğimiz, Ortak Yazılı Sınav Sistemi’nin sahadaki ihtiyaçlar dikkate alınarak geliştirilmesi, öğretmenlerimizin görüşleriyle güçlendirilmesi ve öğrencilerimizin akademik gelişimine gerçekten katkı sunmasıdır. Yeni sistemin yeni sınav kaygılarına değil, daha nitelikli öğrenme süreçlerine vesile olmasını temenni ediyorum.

Bütün öğrencilerimize yeni sınav döneminde başarılar diliyorum.

Haftaya Eğitime Dair’ de buluşmak üzere. Sağlıkla kalın.

MEMUR-SEN
KONFEDERASYONU
EĞİTİMCİLER BİRLİĞİ
SENDİKASI
Zübeyde Hanım Mahallesi Sebze Bahçeleri Caddesi No:86
Altındağ - Ankara / TÜRKİYE
Tel : 0.312 231 23 06 Faks : 0.312 230 65 28
ebs@ebs.org.tr
Copyright © Eğitim Bir Sen