Geçtiğimiz hafta öğretmenlerimizin kıymetini bilmekten ve onların motivasyonunu yüksek tutmanın öneminden bahsetmiştik. Bugün ise meselenin biraz daha farklı, ama bir o kadar da can alıcı bir boyutuna değinmek istiyorum: Eğitimin tüm yükünü sadece öğretmenlerimizin omuzlarına yüklemek ve bütün toplumsal sorunların çözümünü okuldan beklemek ne kadar adil?
Gerçekten eğitim sadece o okul kapısından içeri girince mi başlıyor?
Toplumsal kuralları esneten, çevresine duyarsız kalan veya sorumluluktan kaçan bir çocuğun bu eksikliklerinin tek sorumlusu öğretmenlerimiz olabilir mi?
Öğretmenlerimizin çocukların hayatındaki yeri elbette tartışılmaz. Ancak bir çocuğun karakteri sadece dört duvar arasında şekillenmiyor; aile, okul, çevre ve toplum bu hamuru birlikte yoğuruyor. Unutmayalım ki bir çocuğun ilk öğretmeni anne ve babasıdır. Paylaşmayı, sabrı, saygıyı önce evinin salonunda, yemek masasında görür. Kardeşinden, komşusundan, mahallesinden öğrenir hayatı.
Eskiden bu süreç hayatın doğal akışı içinde kendiliğinden işlerdi. Ailece geçirilen zamanlar, kapı önü sohbetleri, mahalle kültürü en büyük okuldu aslında. Bir meşin yuvarlak, bir tebeşir ya da birkaç taş yeterdi. Seksek oynarken, ip atlarken o çocuklar sadece eğlenmez; sırasını beklemeyi, kurallara uymayı, düşenin elinden tutmayı ve kaybetmeyi hazmetmeyi de öğrenirdi.
Bugün manzara çok farklı. Teknolojinin nimetlerinden sonuna kadar faydalanıyoruz ama çocuklarımızın gerçek dünyayla bağının zayıfladığı da acı bir gerçek. Sokakların yerini ekranlar aldı. Henüz konuşmayı sökmeden ekranı kaydırmayı öğrenen, sıkıldığı videoyu saniyesinde geçen, her şeye tek dokunuşla anında ulaşan bir nesil büyüyor.
Hal böyleyken sormak lazım: Ekranda her şeyi anında değiştirmeye alışmış bir çocuğun dikkatini toplamak onlara bir şeyler öğretmek kolay mı? Sabretmeyi, beklemeyi bilmeyen bir çocuğa sınıf düzenini anlatmak ne kadar mümkün?
Tüm bu zorluklar ortadayken, öğretmenimizin insanüstü bir gayretle, hiç yorulmadan ve yıpranmadan her sorunu tek başına çözmesini beklemek büyük bir haksızlık.
Öğretmenlerimiz tabii ki çocuklarımızı yetiştirecek, doğruyu gösterecek ve yanlışlarında onları uyaracak. Fakat ailenin ve toplumun eksik bıraktığı her boşluğu tek başına okulun doldurması imkansız.
Çünkü oyun da, mahalle de, hayatın kendisi de birer okuldur ve ekran süresi uzadıkça çocuklarımız bu gerçek okullardan mahrum kalıyor.
İşte tam da bu yüzden anne babalara büyük iş düşüyor. Evde atılan temeller okulda sağlamlaşır, toplum içinde karaktere dönüşür. Aile, okul ve toplum sacayağı tam oturmadan güçlü bir sonuç alamayız.
Hatta şunu açıkça konuşmalıyız: Çocuk sahibi olmayı düşünen çiftlerin sadece maddi hazırlıkları değil, anne-baba olmanın pedagojik sorumluluklarını da kavrayacakları eğitimlerden geçmesi artık ertelenemez bir ihtiyaçtır. Çocuk yetiştirmek, tesadüflere bırakılmayacak kadar ciddi bir iştir.
Sokağa atılan çöpleri, tahrip edilen kamu mallarını, trafikteki saygısızlıkları gördüğümüzde dönüp kendimize şu soruyu sormak zorundayız: Biz bu çocuklara ne öğretiyoruz? Çevreyi korumayı, başkasının hakkını gözetmeyi ve saygıyı sadece müfredattan mı öğrenecekler?
Bunlar evde başlayıp, okulda pekişecek ve toplumda karşılık bulacak.
Geleceğimiz için umutlu olmak istiyorsak, gelin bu ağır yükü sadece öğretmenlerimizin omuzlarında bırakmayalım.
Öğretmenlerimize sahip çıkalım, onlara destek olalım. Ama aynı zamanda anne, baba ve vatandaş olarak kendi payımıza düşeni de yapalım. İyi yetişmiş bir nesil; ancak sorumluluğunun bilincinde olan bir aile, donanımlı bir okul ve duyarlı bir toplumun ortak çabasıyla yeşerebilir.
Haftaya EĞİTİME DAİR yeni bir gündemde buluşmak ümidiyle.
Sağlıkla kalın.
EĞİTİME DAİR - Eğitim Bir-Sen’de Seçim ve Demokrasi
EĞİTİME DAİR-Öğretmenlerimizin Kıymetini Bilelim: Moral ve Motivasyon En Büyük Gücümüzdür
EĞİTİME DAİR - Yeni Eğitim Öğretim Yılına Merhaba
EĞİTİME DAİR- İlk Zilin Heyecanı: Birinci Sınıflar, Gizli Stresler ve Büyük Başlangıçlar
EĞİTİME DAİR - Eğitimin Görünmeyen Kahramanları
Eğitime Dair: İl ve İlçe Emri Bekleyen Aileler Ne Olacak?
Okul Yöneticiliği: Eğitim Liderliği mi, Sınırsız Sorumluluk mu?
Yönetici Eğitimi: Doğru Bir Vizyon, Zayıf Bir Uygulama
Norm Kadro Zulmü: Aile Bütünlüğü Yönetmeliklere Feda Edilemez!
Köy Okullarını Norm Kadroya Feda Etmeyelim!
Eğitime Dair; LGS Kıskacında Çocukluk
EĞİTİME DAİR - Eğitimin Yükünü Kimin Omzuna Bırakıyoruz?
Tarihin Doğru Tarafında Sendikacılık
YENİ DÜNYA DÜZENSİZLİĞİ
BU BİR BAYRAK KOŞUSUDUR
KARAMAN’DA BİR AVUÇ İDRAKSİZİN KOPARTTIĞI FIRTINA
OKUL YÖNETİCİLİĞİ “İKİNCİ GÖREV” DEĞİL, ESAS GÖREV OLMALIDIR
İLKSAN’da Göz Boyayan İyileştirme