Geçtiğimiz haftaki yazımızda, okul yöneticisinin yalnızca idari işleri yürüten bir bürokrat değil; eğitime yön veren, değişimi yöneten ve ortak aklı merkeze alan bir eğitim lideri olması gerektiğini ifade etmiştik.
Peki, okul müdürlüğü sadece eğitim liderliği yapmak mıdır?
Bugün okul yöneticilerimizin günlük mesaisine baktığımızda bunun çok ötesinde bir tabloyla karşılaşıyoruz.
Bir okul müdürü yalnızca eğitim-öğretim faaliyetlerinden sorumlu değildir. Fotokopi makinesinden yazıcının tonerine, akıllı tahtaların bakımından temizlik ve kırtasiye malzemelerine; elektrik, su, ısınma ve soğutma sistemlerinden kırılan kapı, pencere ve diğer fiziki eksikliklerin giderilmesine kadar okulun eğitim-öğretime hazır hâlde tutulması için büyük bir çaba gösterir.
Elbette son yıllarda okulların bakım-onarım ve donatım ihtiyaçlarının karşılanması konusunda önemli adımlar atılmış, ayrılan ödenekler ve sağlanan imkânlar artmıştır. Ancak sahada görev yapan yöneticilerimiz çok iyi bilmektedir ki mevcut kaynaklar, artan ihtiyaçları karşılamakta hâlâ yeterli değildir. Eksik kalan her noktada çözüm üretme sorumluluğu yine okul yöneticisinin omuzlarına yüklenmektedir.
Üstelik bu, işin sadece görünen kısmıdır. Bir de görünmeyen yük vardır.
Bir öğrencinin yaşadığı olumsuzluk, bir velinin şikâyeti, bir personelin itirazı, bir disiplin olayı, bir bakım-onarım sorunu ya da okul güvenliğini ilgilendiren herhangi bir konuda ilk hesap veren kişi çoğu zaman okul müdürüdür.
Yetki ile sorumluluk arasındaki dengenin her zaman korunamadığı bu sistemde okul yöneticileri, sınırları giderek genişleyen bir sorumluluk alanı içinde görev yapmaktadır.
Son yıllarda artan şikâyet mekanizmaları da bu yükü daha da ağırlaştırmıştır. Elbette kamu yönetiminde denetim vazgeçilmezdir. Hukuka aykırı bir işlem varsa araştırılmalı, kusur varsa gereği yapılmalıdır. Ancak her şikâyetin peşinen doğru kabul edildiği, yöneticilerin sürekli kendilerini savunmak zorunda bırakıldığı bir anlayış ne eğitim kurumlarına ne de kamu yönetimine katkı sağlar.
Daha da önemlisi, soruşturma süreçleri yalnızca mevzuata değil; hakkaniyet, ölçülülük ve vicdan ilkelerine de dayanmalıdır.
Çünkü okul yöneticileri hata yapmaktan değil, haksız değerlendirilmekten korkmaya başladığında; inisiyatif alan, çözüm üreten ve sorumluluk üstlenen yönetici anlayışı yerini risk almaktan kaçınan bir yöneticilik anlayışına bırakacaktır. Oysa eğitim sistemi, cesaretle karar alabilen ve sorumluluk üstlenebilen yöneticilere ihtiyaç duymaktadır.
Bugün bir okul müdürü; eğitim lideri olmanın yanında mali işleri takip eden, insan kaynaklarını yöneten, iş sağlığı ve güvenliğini gözeten, krizleri yöneten, kurumun fiziki ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan ve gerektiğinde hukuki süreçleri takip eden çok yönlü bir kamu görevlisidir.
Bu nedenle okul yöneticilerimizi yalnızca eksikler üzerinden değerlendirmek yerine, üstlendikleri ağır sorumlulukları da görmek zorundayız.
İl ve ilçe millî eğitim yöneticilerimizden, denetim birimlerimizden ve eğitim camiamızın bütün paydaşlarından beklentimiz; okul yöneticilerinin yükünü artıran değil, onların çözüm ortağı olan bir anlayışı güçlendirmeleridir.
Eleştirelim.
Denetleyelim.
Hesap soralım.
Ama fedakârca görev yapan, çoğu zaman görünmeyen yükleri omuzlayan okul yöneticilerimizin emeğini de teslim edelim.
Çünkü güçlü bir eğitim sistemi, desteklenen, adaletle değerlendirilen ve kendisine güven duyulan eğitim yöneticileriyle mümkündür.
Haftaya yeni bir gündemle buluşmak dileğiyle; kalbi muhabbetlerimle, sevgi ve selamlarımla...
Okul Yöneticiliği: Eğitim Liderliği mi, Sınırsız Sorumluluk mu?
Tarihin Doğru Tarafında Sendikacılık
YERYÜZÜ KARANLIĞI KALBİNİZLE AĞARIYOR
İNANCIN VE AZMİN GÜÇLÜ MİRASI: ZİRVELERİ AŞAN, GELECEĞE UZANAN KOCA BİR ÇINAR
KARAMAN’DA BİR AVUÇ İDRAKSİZİN KOPARTTIĞI FIRTINA
OKUL YÖNETİCİLİĞİ “İKİNCİ GÖREV” DEĞİL, ESAS GÖREV OLMALIDIR
İLKSAN’da Göz Boyayan İyileştirme