Eğitim; toplumun ortak değerlerini, kültürel birikimini ve medeniyet tasavvurunu geleceğe taşıyan köklü bir süreçtir. Bu sürecin omurgasını ise hiç şüphesiz okullarımız, okullarımızın belkemiğini de okul müdürleri ve müdür yardımcılarımız oluşturur. Bir okul yöneticisinin sadece idari işleri yürüten bir bürokrat değil; değişimi yöneten, eğitim öğretim süreçlerine rehberlik eden ve ortak aklı merkeze alan bir "eğitim lideri" olması şarttır.
Yıllarca Millî Eğitim Şûralarında ve hükümet programlarında, okul yöneticilerinin ciddi bir eğitimden geçirilmesi gerektiği dile getirildi. Ancak ne yazık ki bu talepler hiçbir zaman istikrarlı ve kapsayıcı bir müfredat çerçevesinde hayata geçirilemedi.
Millî Eğitim Bakanlığımız, Öğretmenlik Mesleği Kanunu ve Millî Eğitim Akademisi Başkanlığı ile bu kronik sorunu yasal bir zemine kavuşturarak çok kıymetli bir adım attı. 64 saatlik teorik ve pratik modüllerden oluşan, içeriği ve vizyonu son derece zengin bir Eğitim Kurumları Yönetici Yetiştirme Programı hazırladı. Bakanlığın yöneticilerimize hizmet içi eğitimle destek vermesi ve bunu bir standart altına alması takdire şayandır.
Ancak ilk defa bu yıl uygulanan ve haftalarca süren yüz yüze seminerler tamamlandığında gördük ki kâğıt üzerindeki vizyon ile sahadaki pratik ne yazık ki örtüşmedi.
Gerek zamanlama, gerekse mekân ve yöntem seçimindeki eksiklikler, bu tarihi adımı gölgede bıraktı. Hafta içi zaten yoğun bir mesai harcayan okul yöneticilerimiz, hafta sonları da 40 kişilik sınıflarda, dar okul sıralarında günde 8 saat ders dinlemek zorunda bırakıldı. İki ay boyunca neredeyse hiç dinlenme fırsatı bulamayan idarecilerimize yetişkin eğitiminin gerektirdiği fiziki ortamlar da sunulamadı.
Daha da önemlisi, programa dâhil edilen İkiz Dönüşüm, Yapay Zekâ, Kriz ve Afet yönetimi, Kapsayıcı Öğrenme ve Erdemli Yöneticilik gibi son derece vizyoner başlıkları sahaya aktaracak kadronun hazırlık süreciydi. Pek çok noktada eğitici bulmakta zorlanılırken, ders veren akademisyen ve yöneticilerimizin yetişkin eğitimine ön hazırlığı ne yazık ki yetersiz kaldı.
Oysa bu kadar zengin bir içerik; sadece slayt okunan, düz anlatımla geçiştirilen sunum yöntemlerine kurban edilmemeliydi. Eğiticilerin en başta Bakanlığımız tarafından özel bir hazırlık sürecinden geçirilmesi, derslerde kullanacakları zengin materyallerle donatılmaları gerekirdi. Yetişkin eğitiminin dinamiklerine hâkim; görsel ve dijital materyallerle, etkileşimli videolarla, vaka analizleriyle, simülasyon ve rol-oynama teknikleriyle dersi işleyen birer "Lider Eğitici" rolü üstlenmeliydiler. Okul yöneticilerimiz ders esnasında sadece dinleyici olmak yerine bu zengin materyallerle doğrudan eğitimin içine çekilmeli, aynı zamanda kendi okullarında uygulayabilecekleri hazır dijital ve görsel araç setleriyle eğitimden ayrılmalıydılar. Yılların saha tecrübesine sahip yöneticilerimizin bilgi birikimine ancak bu şekilde gerçek bir katkı sunulabilirdi.
Niyet doğru, vizyon yerindedir. Ancak Millî Eğitim Bakanlığımızın önümüzdeki süreçte bu eğitimleri yeniden gözden geçirmesi şarttır. Eğitimlerin zamanlaması, fiziki mekânları, yetişkinlere uygun metotları ve hepsinden önemlisi eğitimi verecek kadronun niteliği ve hazırlığı özenle planlanmalıdır. Ancak o zaman yöneticilerimiz okuluna döndüğünde "İyi ki bu eğitimi aldık, ufkumuz açıldı" diyebileceklerdir.
Yönetici Eğitimi: Doğru Bir Vizyon, Zayıf Bir Uygulama
Tarihin Doğru Tarafında Sendikacılık
YERYÜZÜ KARANLIĞI KALBİNİZLE AĞARIYOR
İNANCIN VE AZMİN GÜÇLÜ MİRASI: ZİRVELERİ AŞAN, GELECEĞE UZANAN KOCA BİR ÇINAR
KARAMAN’DA BİR AVUÇ İDRAKSİZİN KOPARTTIĞI FIRTINA
OKUL YÖNETİCİLİĞİ “İKİNCİ GÖREV” DEĞİL, ESAS GÖREV OLMALIDIR
İLKSAN’da Göz Boyayan İyileştirme