Sorun Öğretmen Performansı Değil Eğitim Politikalarıdır


232 | 02.03.2018
| |

Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen Muğla İl Başkanımız Önder UÇAK, Yatağan Eğitim-Bir-Sen İlçe Temsilciliğimizin organize ettiği üye ziyaretleri programına katıldı. Şube Başkanımız Önder UÇAK, Kıbrıs İlkokulunu, Kafaca Kaplancık İlk/Ortaokulunu, Anadolu İmam Hatip Lisesini, İmam Hatip Ortaokulunu ve Şehit Engin Yalçın Mesleki ve Teknik Eğitim Merkezi okullarımızı ziyarette  bulundu. Ziyaret kapsamında Öğretmenler odasın da gündeme dair iştişare ve değerlendirmelerde bulunuldu. Şube Başkanımız Önder UÇAK, öğretmenler odasında performans değerlendirme uygulaması ile ilgili açıklamalarda bulundu.

Sorun Öğretmen Performansı Değil Eğitim Politikalarıdır

Özel sektör iş dinamiklerinin ve çalışma ilişkilerinin kamuya aktarılması hâlinde kamu hizmetinin de artacağı şeklindeki kerameti kendinden menkul yanlış ve hatalı algı, ne yazık ki, Öğretmen Performans Değerlendirme ve Aday Öğretmenlik İş ve İşlemleri Yönetmeliği Taslağı’na da yansımıştır. Millî Eğitim Bakanlığı’nın eğitimin niteliğine ve öğretmenin mesleki gelişimine hiçbir katkısının olmayacağı, aksine kurumsal bütünlüğü, çalışma barışını ve iş birliğini zedeleyecek performans değerlendirme sistemini uygulamaya koymaya çalışması kabul edilemez.

Bakanlığın aceleci ve plansız bir tavırla, hukuki ve kanuni dayanağı olmayan, öğretmene, öğrenciye ve eğitime somut hiçbir katkısının bulunmadığı açık olan performans değerlendirme sistemini uygulamaya koymaktaki gereksiz ısrarı, hatalara ve mağduriyetlere sebep olacaktır.

Kamu hizmeti ile kamu görevlileri arasında hizmet süresince bulunması gereken liyakat, güven ve sadakat temelli ilişkiyi ölçen, puanlayan ve bunlara dayalı iş ve işlemler üreten Sicil Sistemi 2011 yılında kaldırılmıştır. Aradan geçen sürede ise ne genel ne de kurumlar bazlı “bunun yerine ne konulabilir, bir sistem ikame edilmeli mi” şeklinde bir soru ya da ihtiyaç vurgusu ortaya konmadı. Hâl böyle iken, bugün bir anda bir yönetmelik taslağı ile öğretmenin performansının ölçülmeye kalkışılması, kamu yönetimi ve kamu hizmeti teorisi ve pratikleriyle örtüşmemektedir.

Motivasyon üretmek yerine, olan motivasyonu bitirmek ve kamu görevlilerini tehdit etmek sonucu üreten bir içerikle, performans sistemi kurulacağını düşünmek hem yorucu hem de yıpratıcı süreçlere kapı aralar.

Bakanlığın performans ölçümü, başarı değerlendirmesi noktasında son on yıllık süreçte yaptığı hazırlıkları ve girişimleri biliyoruz. Bunların ilk ortak noktası, ilgili taraflar ve paydaşlardan yoksunluktur. Bir başka ortak nokta, performans ölçme ve başarı değerlendirme sisteminin amaç belirsizliğidir. Öğretmenlerin yeterlilik ölçütlerinin, görev tanımlarının henüz yapılmadığı, öğretmenlerden, eğitim yöneticilerinden, eğitim hizmetinin okul, sınıf düzeyindeki sunum zemininde görev alan diğer kamu görevlilerinden hizmet noktasında, verimlilik ve kalite bağlamında, sorumluluk ve yetki çerçevesinde ne istendiği halen belirsizdir. Bütün bunların olmadığı bir zeminde başarıyı, performansı ölçme iddiası ve bunun üzerinden hizmeti sunanlarla ilgili başarı ilanı ya da başarısızlık ithamı yapmaya dönük sistemi hayata geçirme aceleciliği “ben yaptım oldu” mantalitesinin somutlaşmasından başka bir sonuç doğurmaz.

Eğitim sistemine özgü bir performans sistemi oluşturma gayreti, eğitimin insan-insan temalı bir ilişki ve iletişim hizmet alanı, insanı inşa etme zemini olduğu gerçeğini ıskalamayı beraberinde getirir. Bu konu, sosyal, siyasal ve ekonomik risklerin yanında, bunun çok ötesinde ve bunlardan çok daha önemli olarak eğitimin “insan-hikmet” temasını sağlama niteliğini göz ardı etmekle sonuçlanacak daha tehlikeli ve daha uzun erimli etkileri de ardıl alan olarak barındırmaktadır.

Millî Eğitim Bakanlığı’nın siyasi ve idari üst düzey yöneticilerine, farklı unvanlarda politika belirleme görevini üstlenen Bakanlık personeline, eğitim yöneticilerine, öğretmenlere ve diğer eğitim çalışanlarına “eğitim hizmetlerini sunanların performansını ölçerken temel veriler ne olmalıdır” sorusunu ya da daha yalın bir dille “eğitimde performans neye tekabül eder” sorusunu sorsak, soruya yüklenen anlamda da soruya verilecek cevaplarda da hiçbir uzlaşma/ortaklaşma yakalanamayacağı açıktır.

Kamu personelinin başarı, verimlilik ve çalışma gayretini izlemek ve kamu hizmetinin kalitesini yükseltmek için gerekli olan, çalışan kesimler ve toplum yararına olmadığı özel sektör uygulamalarında tecrübe edilmiş performans değerlendirme türünden uygulamalar değil; çalışan, çaba gösteren, görevini yerine getiren, bunun ötesinde kamu hizmetinin kalitesini yükseltmek için fedakârlıkta bulunan ve bireysel üstün katkıda bulunan bir başarı değerlendirme sistemi kurmaktır. Performansının düşük olduğu düşünülen memuru aramak yerine, fedakârlığı ve bireysel başarısı görülmeyen memuru aramak daha iyi bir kamu hizmetinin anahtarıdır.

Eğitim-Bir-Sen olarak, yakın tarihte gerek performansı öne çıkaran Öğretmen Strateji Belgesi’ne gerekse bu doğrultudaki pilot uygulamaya karşı çıkmış, performans değerlendirme süreçleri kapsamında yapılacak değerlendirmelerde, tüm değerlendirme kriterleri bazında tüm eğitim çalışanlarına tam puan verilmesi yönünde eylem kararı almıştık.

Ekim 2017 tarihli Kurum İdari Kurulu Çalışma Raporu’nda da, “pilot illerde uygulaması denenmeye başlanılan, öğretmen motivasyonunu olumsuz etkileyecek, çalışma barışını bozacak, kanuni dayanağı olmayan öğretmenlerin performans değerlendirmesi uygulamasına son verilmesi” konusunda çalışma yapılması imza altında alınmıştı.

Bakanlığa, performans değerlendirmesini gündeminden çıkarma çağrısında bulunuyor; yönetmelik taslağının yürürlüğe konulması hâlinde, süreci işletilemez hâle getirecek eylem kararı almaktaki kararlığımızı bir kere daha vurguluyoruz. 

28 Şubat millete ve değerlerine karşı alçakça bir ihanettir

Bin yıl süreceği iddiası da gösteriyor ki, 28 Şubat, küresel emperyal aklın yürüttüğü, Türkiye’de bir daha millet iradesinin küresel emperyal sisteme rağmen tecelli etme ihtimalini ortadan kaldırmayı amaçlayan köklü bir toplum ve sistem mühendisliğidir. Neden olduğu milyonlarca mağdur, yüz milyarlarca dolarlık vurgun ve daha büyük oranlardaki mali zarar, devlet kurumlarının işleyişindeki yapısal bozulma, FETÖ gibi bir yapının palazlanmasına neden olan şartları üretme ve nihayet cezaevlerine gönderilen binlerce masum insanın oluşturduğu ağır tablo bin yıl değil, on yıl bile sürememiştir.

Millet iradesi tecelli ederek 28 Şubat’ın sebep olduğu yıkımı ortadan kaldırmış, ülkenin ve toplumun yaralarını sarmış, siyaseti yeniden milletin değerlerine göre ve daha güçlü olarak inşa etmiş, dahası 27 Nisan ve sonrasında 15 Temmuz’daki iradesine sahip çıkan onurlu duruşuyla yerel ve küresel vesayeti çok büyük oranda ortadan kaldırmıştır.

Gelinen noktada, darbenin askeri kanadı mahkemelerde hesap vermektedir. 28 Şubat’ın sivil kanadı da mutlaka yargılanmalı ve hesap vermelidir.

28 Şubat’ın izlerinin tamamen ortadan kalkması ve mağdurlarının gözünde de sona ermesi için brifingli yargı eliyle cezaevlerinde haksız yere uzun yıllardır bulunan kişiler özgürlüğüne kavuşturulmalı ve her ne şekilde olursa olsun o süreçte mağdur edilen herkese itibarları iade edilmeli ve hakları verilmelidir.

Milletin tepesine çöreklenmiş vesayetin bir daha hortlamaması, küresel emperyal odakların tezgâhları olan 28 Şubatların, 15 Temmuzların bir daha yaşanmaması ve devletin demokratik dönüşümü için darbecilerle de darbe düzeneğiyle de bütün yönleriyle hesaplaşılmalıdır. 

Haklıyı güçlü kılma mücadelemizi her platform da sürdüreceğiz

UÇAK, Eğitim-Bir-Sen’in, her platformda ve ortamda iş birliğinin ve dayanışmanın önemini vurgulayan, emeğin saygın olması, çalışanların emeklerinin karşılığını alabilmesi için mücadele veren Türkiye’nin en büyük eğitim sendikası ve sivil toplum kuruluşu olduğunu vurguladı.

Küfür, Hakaret ve Rencide Edici Yorumlar Yayınlanmayacaktır.

Top